Posts

renk vermemek.

insan ne oldum değil, neaber demeli sevgili okur. gözlerinin çipilini yediğiminin okuru. az takipçili, öz takipçili, yine baharlar gelecek sana söz takipçili muhteşem blogların bebiş okuru. neaber, iyisin? kadınlar için saç boyalarında yeni renklendirme sistemi filan varsa çok bilmiyorum, pantone'lar mantonlar çıktı şimdi, ama eskiden yanar döner isimler takıyolardı saç renklerine, hastasıydım. bilmiyorum hâlâ öyle mi. "yakıcı viyole", "çarpıcı bakır", "kızıl cazibe"... gerçi bence bu üç renk birbirinin NET aynısı da. neyse. kadınlarımız görüyor o aradaki farkı. konu kozmetik oldu mu, milyonlarca rengi birbirinden adeta bitcoin mayıncılığı yapan bi mega bilgisayar gibi ayırabiliyolar. bu cinsiyetçiliğe girer mi bilmiyorum ama bence muazzam bi özellik. beni herhalde renk kataloglu bi odada on sene de bıraksan ben yine "bu sarı", "bu kırmızımsı gibi", "he bunu biliyom petrol yeşili" falan derim. renkler konusunda dümdüz bi...

ab shaper övücüleri.

doksanların sonu, iki binlerin başında herkesin eve bi jimnastik âleti alma furyası vardı. televizyonda reklamlarını gördüğümüz, uğruna gazetelerden yüzlerce kupon biriktirdiğimiz, sakil sukul spor âletlerine gereksiz bi sevgi gösteriyoduk. işte hani, bi zaman öyle bi hevesle her gün gazete alırsın, kaçırdığın günlerin kuponları için bi şekil o günün sayısını n'apıp edip bulursun, aylar sonra tamamlarsın o kuponları, gider verirsin bayiye (ya da artık neresi alıyoduysa), üzerinde kocaman "ab shaper" yazan bi kutu alıverirsin, eve gelirsin, büyyyyüük bi hevesle açarsın, kurarsın, ilk üç gün sen de desteklersin, sonra o ab shaper denen garip mahluk önce salonun en güzel yerinde, sonra oradan misafir odasına, oradan da varsa apartmanın garajına, yoksa en yakın spor heveslisi tanıdığına kakalanır, ha sen en fazla iki, bilemedin üç kere kullanmışsındır ama yine de hayvan gibi kilo verdiğini/kas yaptığını filan zannedersin ve ideal ficuda, evet ficuda ulaştığını sanırsın, halbu...

plot twistsizlik.

hayata biraz plot twist lazım. bugün bi taksiciye bindim. tövbe estağfurullah. taksiye bindim. adam öyle bi ülkücü bıyığı bırakmış ki, yani o bıyık zaten bi altar'ın oğlu tarkan'da vardı, bi de bu abide var. helal olsun. konu siyasete geldi. bu birinci plot twistsizlik. bütün taksiciler yemin mi etti abi müşteriyle mutlaka siyaset konuşmaya? ya da dünya taksiciler federasyonuna kabul almak için böyle bi skill mi gerekiyo? linkedin'de filan birbirinizin siyaset konuşma skill'lerini mi puanlıyosunuz hocam siz? her neyse. adam bi anda dedi ki, "ben ülkücüyüm." geldi mi sana ikinci plot twistsizlik? hadi ya hiç belli olmuyodu abi ben seni anaplı maocu sandıydım. hayret bi olay. hayatta böyle şaşırmamalar beni çok üzer. sürprizleri seven bi yapım vardır. ben şaşırmak isterim. elini mutlulukla tuttuğum kızın beni terk etmesini beklerim bu hayattan. tam yaz geldi diye sevinirken yağan yağmurla dolunun hastasıyımdır. kasaptan kemiksiz diye aldığım etin içinden kemik ç...

hedef kitlesi.

hani böyle kafan sürekli blog yazmaya çalışıyodur, sürekli "abi bi ortak blog mu açsak ya" filan diye insanları darlarsın ya da "lan acaba şöyle bi blog açsam tutar mı" diye heveslenip bi sürü blog açarsın sonra açtığın hiçbir blogu hiç kimse okumaz ya. hah işte bu da onlardan biri olsun diye yazıyorum. muhtemelen on dört yaşımdan beri açtığım sekizinci ya da dokuzuncu blog. sevgilerimle, daçe.

şampiyonluk maçı dönüşü.

hani tuttuğun takımın şampiyonluk maçını yerinde izlemek için stadyuma gitmişsindir, aylardan mayıstır, hava kekremsi denilebilecek boyutta sıcaktır, hatta hava o kadar sıcaktır ki bazı göbekli ve terli amigolar çoktan üstünü çıkarmış ve topluluğu gaza getiren ana avrat içerikli tezahüratlarla tempo tutturmaya başlamıştır, o sırada sen de moda girmiş ve formanı, atkını, ne bileyim fanatik funitik ne kadar itemin varsa hepsini giyinip tezahürata eşlik ediyorsundur, yavaş yavaş oyuncular sahaya çıkar, aralarında en sevdiğin oyuncuyu görürsün, dizlerini göğsüne çekip sıçramak suretiyle ısınmak için ekzorsist hareketler yapıyodur, sen o hareketleri justin bieber hayranı on yaşında profesyonel bi youtuber gibi zevk-ü sefa dolu gözlerle izlersin, sonra iyiden iyiye maç başlar, herkes aşırı gergindir, derken o sıra daha maçın on altıncı dakikasında falan senin o hayranı olduğun oyuncuya taban girerler ve bunu yapanlar tek bi sarı kartla bu işten paçayı kurtarırken sen o oyuncunun yedek kulübe...

gece çıkmaları ve çocukluk sakatlanmaları.

hani böyle otuz yaşındasındır ve kendi otuz yaşına geldiklerini tam anlamıyla sindiremeyen aşırı enerjik arkadaşların ya da o sıralar "belki gece güzel biter" düşüncesiyle iki birayla bütün hayatını anlattığın şahsi arkadaşın haftasonu dışarı çıkmak için gereksiz ötesi ısrar eder ve sen de "lan belki de sandığım kadar otuz yaşında değilimdir" diyerek gaza gelirsin ve mevzubahis haftasonu eve gece üç otuz sekizde leş gibi sigara kokusu ve mide bulantısı başlangıcıyla dönersin de alkole ve gece dışarı çıkmaya uzun uzun tövbeler edip yastığın soğuk tarafına yüzünü bastırmak suretiyle bütün dünyan dönerken uyumaya çalışırsın ya. hani çocukken beden dersindesindir, hava buz gibidir, koca spor salonunda götün donuyodur ve bedenci sözlü yapmaya karar vermiştir, bir önceki hafta çalıştırdığı göğüs pas, yerden pas, baş üstü pası gibi basketbolun en temel, en gerizekalıya bile anlatsan anlayacağı bazı teknikleri bu hafta soracaktır ve herkesi dörderli gruplara ayırmıştır ve...

burası karışacak.

hani böyle süpermarkette sıra tam sana gelmek üzereyken öndeki aşırı yaşlı müşteri kasiyerle boş muhabbete başlar ve o sıra sana asla sen kafanda kurduğun anda gelmez, bu yüzden de her geçen saniye özgüvenini daha da yitirirsin çünkü kasada sıra gelmesi bir nevi sahne ışıkları altında olmak gibidir; tamamen sana ait olan bi şovdasındır, dıt dıt sesiyle geçen bütün ürünler senin ürünlerindir artık, o dıt dıt sesi sanki alelade bi dıt dıt değil de aldığın ürünlerin "hadi eve gidelim ve çılgınlar gibi tükenelim" coşkusunun dıt dıtıdır ama işte o aşırı yaşlı müşterinin genç kasiyere flörtöz iltifatları bitmediği için senin tüm o kendini "o ana" hazırlamışlığın pare pare kaybolur ve en sonunda o mendebur aşırı yaşlı müşteri son poşetini de alıp gittiğinde ve bu sefer gerçekten sıra sana geldiğinde, içinde alışveriş yapmış olmanın verdiği mutluluğun en ufak kıvılcımı bile kalmaz ya. işte burası öyle bi blog olacak. sevgilerimle, daçe.